İşçiler ve tüm emekçiler aç, çıplak, bitmiş ve tükenmiş bir durumda iken saf demokrasiden, genel olarak demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten söz etmek, emekçiler ve sömürülenler ile alay etmek demektir. (Vladimir İlyiç Lenin)

 

Lenin 95 yıl önce 21 Ocak 1924 tarihinde aramızdan ayrıldı. Büyük usta bize, dünyanın nasıl değiştirilebileceğini gösterdi.Onu saygıyla, özlemle ve minnetle anıyoruz.

 

Bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marks, 72 günlük Paris Komünü deneyimden proletarya diktatörlüğü teorisini üretmişti. 1917 Ekim Devrimi ile başlayan sosyalizmi inşa pratiklerinde ise 72 yılı aşan bir deneyim birikti. Bu 72 yıl, insanın dünyayı değiştirme çabasında en yoğun ve en güçlü atılımı içermiştir. 

 

Vladimir İlyiç Lenin (22 Nisan 1870–21 Ocak 1924). Eski adı Simbirks olan Ulyanovsk kentinde doğdu. Ekim Devrimi’nin lideri, önceleri Rusya Demokrat İşçi Partisi ve sonradan adı değiştirilerek Sovyetler Birliği Komünist Partisi lideridir.

 

Orta halli bir öğretmen ailesinin 6 çocuğundan ikincisidir. 26 yaşında babasını beyin kanaması sonucunda kaybetti. Ağabeyi Rus Çarı’na suikast içeren bir bombalama eylemine katıldığı için idam edildi. Aynı yıl Lenin, Kazan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Çar yönetiminin karşıtı olması nedeniyle olaylara adı karışan diğer öğrenci arkadaşlarıyla okuldan uzaklaştırıldı. Hukuk Fakültesi’ni dışardan bitirerek 21 yaşında genç bir avukat oldu. 1895 tarihinde ülke dışına gittiğinde ilk kez Marksizm ile tanıştı. Ülke içindeki eylemlere katıldı. İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği adlı örgütü kurdu. Daha sonra tutuklandı ve bir yıldan fazla bir süre cezaevinde kaldı. Daha sonra sürgüne yollandı. Sibirya’da sürgünde iken kendisi gibi eylemci olan Nadejda Krupskaya ile evlendi ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni (RSDİP) kurdu. Sürgün cezası bitiminde 1900’lü yıllarda Avrupa’ya giderek çeşitli ülkelerde kaldı. Arkadaşlarıyla birlikte Rusça adı Iskra olan Kıvılcım gazetesinde makaleler yazdı. Kendisine karşı yapılan suikast girişimleri sonrasında Şubat Devrimi deneyimleri ardında Finlandiya’ya gitmek zorunda kaldı. Ekim Devrimi ardında Rusya’ya döndü.

 

30 Ağustos 1918 tarihinde Moskova’daki “Orak-Çekiç” adındaki fabrikada yaptığı konuşmanın ardından arabasına yönelirken Yahudi asıllı kadın suikastçı Fanni Kaplan adındaki terörist tarafından 4 kez ateş edilerek yaralandı. Kurşunlardan ikisi Lenin’i sol omuzuna ve çenesine isabet etti. Suikastçı mahkemede verdiği ifadede ” Benim adım Fanya Kaplan. Bugün Lenin’i vurdum. Bunu tek başıma gerçekleştirdim. Silahı kimden temin ettiğimi söylemeyeceğim. Hiçbir ayrıntıyı söylemeyeceğim. Lenin’i öldürmeye çoktandır karar vermiştim. Bence o devrime ihanet etmiştir. Kiev’de Çarlık yöneticisine suikast girişiminden ötürü Akatui’ye sürgüne gönderilmiştim. Burada 11 yıl kürek mahkûmu oldum. Devrimden sonra serbest kaldım. Kurucu Meclis’ten yanaydım ve hala da öyleyim,” dedi. Kaplan’ın suç ortaklarını ifşa etmeyeceğini açıklamasının ardından 3 Eylül 1918 tarihinde kurşuna dizilerek idam edildi.

 

Lenin, Marksizm üzerine kurulmuş siyasi ve ekonomik teori kurucusudur. Bu teorinin adı sonradan Leninizm olarak anılmaya başlandı. Bu kuram Marksizm-Leninizm olarak da bilinir. Lenin, Marks’ın eserini üç temel noktada, felsefe, ekonomi ve siyasal alanda geliştirilmiş ve yeni bir öğreti olarak anılmıştır. Bunlar Proletarya Partisi, Emperyalizm ve Demokratik Merkeziyetçilik adı altında toplanmıştır. Bu nedenle Marksizm’in çağın gereklerine uygun hale getirilmiş, hem kuramsal, hem politik ve hem de ekonomik alanda temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanmıştır. Marksizm’e göre proletarya, sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir. Bu irade, proletaryanın doğal olarak kurup benimseyeceği bir tür parti olacaktır. Marks için bu parti proletaryanın içinden tamamen tarihsel bir zorunluluk ve kapitalizmin çelişkileri sonucu ortaya çıkar. Marks’ın bu saptaması, partinin devrim için bir aygıt ve proletaryanın örgütlü biçimidir. Devrimi yapacak olan proletaryanın bizzat kendisidir.

 

Lenin bu iradeyi “Komünist Parti” önderliğindeki proletaryayı öncü olarak tanımlamıştır. Lenin’in vurgusu özellikle “öncü parti” ifadesidir. Bilinçsiz ve örgütsüz proletaryayı “lümpen proletarya” olarak tanımlamıştır. Marks’ın görüşlerini genişleten Lenin, bu saptamasında devrim proletarya için yapılmış olsa da devrimin birincil öğesi ve yaratıcısı kurulmuş olan Marksist partidir görüşünü beyan etmiştir. Lenin’in bu görüşleri Marksizm’in geliştirilmesi olarak yorumlanır. Lenin’in Devlet ve Devrim adlı yapıtında açıkladığı ve SSCB’de hayat bulan teorisinde “Komünist Parti”nin proletarya diktatörlüğüne geçiş için olmazsa olmaz koşulu olarak belirtilmiştir. Proletarya partisi, Lenin’e göre “proletarya diktatörlüğü döneminde temel önder güç” ve “İşçi sınıfı birliğinin en yüksek değeri”dir. Stalin de buna paralel olarak “partinin, işçi sınıfının örgütlü müfrezesi” olduğunu belirtmiştir.

 

Leninizm’in diğer temel düşüncesi de emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak görmesidir. Lenin, kapitalizmin küresel sistem olurken, uyguladığı hileyi Marks’ın çalışmalarını güncelleyerek anlatır. Lenin’e göre “işçi aristokrasisi”nde; gelişmiş kapitalist ülkelerde proleterya devrimi gerçekleşemez, çünkü bu ülkeler işçilerine nispeten yüksek yaşam standardı ve çeşitli fırsatlar sağlar ve işçilerin devrimci bir bilince ulaşması mümkün olmaz. Eğer devrim, yoksul, gelişmemiş bir ülkede başlayabilirse burada bir sorun ortaya çıkmaktadır. Marks’a göre gelişmemiş ülkeler sosyalizmi inşa edemez, çünkü kapitalizm henüz buralarda gücünü kullanmamış, sömürüsünü gerçekleştirememiştir. İşte bu yüzden dış güçler devrimi başarısızlığa uğratmak için elinden geleni yapacaktır. Buna Leninizm iki çözüm yolunu önermektedir. Birincisi, çok sayıda gelişmemiş ülkelerin kısa bir sürede birleşerek büyük federal bir yapı kurulacağı, bu sayede kapitalizme karşı direneceği ve sosyalizmi kurmaya başaracağıdır. Sovyetler Birliği’nin kurulmasının temel fikri budur. İkincisi de gelişmemiş ülkelerde başlayan devrimin veya devrim ateşinin gelişmiş kapitalist ülkelerdeki devrim kıvılcımını tetikleyebileceğidir. Örnek olarak Ekim Devrimi’nin olası bir Alman devrimini ateşleyebileceğini düşünmüştü. Gelişmiş ülke böylece sosyalizmi kuracak ve gelişmemiş ülkelerin de aynı şeyi yapmasına yardım edecektir. 

 

Leninizm’in Marksist geleneğe en büyük katkısı “demokratik merkeziyetçi” örgüt yapısını savunmasıdır. Demokratik Merkeziyetçilik iki yönü içermektedir. Birincisi, demokrasi yönü, ikincisi merkeziyetçilik yönüdür. Bu iki yön de kopmaz bir biçimde birbirine bağlıdır ve proletarya partisinin vazgeçilmezidir. Oysa Leninist partilerde merkeziyetçilik daima ön plandadır. Demokratik yön ise, koşullara göre değişebilir. Yani daraltılır veya genişletilir. Merkeziyetçilik ilkesi, Merkez Komite’de tek bir merkezi önder organa sahip olmayı ve azınlığın çoğunluğa, her bir örgütün merkeze, alt örgütlerin ise üst örgütlere bağlı olmasını gerektirirken, demokratiklik ilkesi ise parti örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru seçim esasına göre kurulmasını ve partinin, kongrelerini, toplantılarını açık yapmasını gerektirir. Parti her iki ilkeyi birbirine karıştırmaksızın uygun biçimler altında hayata geçirmekle yükümlüdür.

 

En küçük bir demokratik hakkı bulunmayan, partinin illegal temellerde örgütlenmek ve çalışmak zorunda kaldığı ülkelerde demokratik merkeziyetçiliğin merkezi yanı daha ağır basar. Diğer bir deyişle partinin çeşitli düzeylerdeki örgütlerinde üyelerin seçimle görevlendirilmesi ilkesi pek uygulama alanını bulamaz. Parti ağır polis baskılarından dolayı demokratik yanı sınırlamak, bunun karşısında mutlak merkeziyetçiliği hâkim kılmak zorundadır. Parti ancak bu şekilde düşmanın ağır baskılarından kendisini koruyabilir. Bu nedenle büyük usta “Uzlaşma, zorunlu olarak merkezileşmeyi öngörür ve onu gerekli kılar” görüşünü bir kez daha tekrarlamıştır.

 

Lenin’den bazı sözler

 

 Sandıkları yakacak kadar gücünüz yoksa boykotun da bir anlamı yoktur. 
 Burjuvayı yok etmenin en iyi yolu onları vergi ve enflasyon taşları arasında öğütmektir. 
 Parlamento burjuvazinin ahırıdır. 
 Sınıfların karşılıklı ilişkisini açığa çıkarmak devrimci partinin baş görevidir. 
 Sermaye var olunca, toplumun tümü üzerinde egemenlik kurar ve hiçbir demokratik cumhuriyet, hiçbir oy hakkı onun niteliğini değiştiremez.
 Bütün dünyada, nerede kapitalist varsa orada basın özgürlüğü; gazete satın alma özgürlüğü, yazar satın alma özgürlüğü, rüşvet, halkın görüşünü satın alma ve burjuvazinin yararına saptırma özgürlüğü anlamına gelir. 
 Sinema tüm sanatların içinde bizim için en önemli olanıdır. 
 Gerçeklik her türlü kuramdan daha sinsidir.
 Komünizm zorla kabul ettirilemez.
 Ezilenlerin ve sömürülenlerin bayram ügnü “Devrim”  olacaktır ! 
 Silahsızlanma, sosyalizmin amacıdır. 
 Sosyalist devrimin şafağı sökmek üzeredir. 
 Şiddet, elbette, bizim düşüncelerimize yabancıdır
 Mahkeme bir iktidar organıdır;  liberaller bunu bazen unutuyorlar, ama bir Marksistin bunu unutması suçtur.  
 Devrim kadının mutfaktan çıkıp ülke yönetmesidir. 
 Devrimler olmaksızın sözde demokratik bir barış, darkafalı bir ütopyadan başka bir şey değildir… 
 İnsan zihni, maddi dünyayı yansıtmakla kalmaz, onu değiştirir de. – 
 Devlet varsa özgürlük yoktur.özgürlük olduğunda devlet olmayacaktır.
 Biz devlet dediğimizde, devlet biziz, o biziz, o proleterya, o işçi sınıfının öncü muhafızı.
 Az gelişmiş toplumlarda “ordu”, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır.  
 Kapitalist sömürü ve cinayet dünyasının karşısına, proleter barış ve halkların birliği dünyasının yığınlarını çıkartınız. 
 Sınıfların karşılıklı ilişkisini açığa çıkarmak devrimci partinin baş görevidir

 Mazhar Özsaruhan-Mezopotamya24

Selam ve sevgiyle…