Ali DOĞAN YAZDI: ORTADOĞU BİRLEŞİK DEVLETLERİ VE KÜRDİSTAN

FAC3CABA-6CD9-411A-95E9-F4ACC1108932 

Yaklaşık 45 yıl önce Ortadoğu Demokratik Halk Cumhuriyetleri Birliği düşüncesini ilk ileri sürdüğümde birkaç arkadaşımın dışında fazla ilgi görmemişti. Bugün artık bu öngörü bölgenin politik bir zorunluluğu olarak düşünülüyor. Ulusların doğal özgürlüğü, politik zorunluluklarını kavradıklarında olanaklıdır.

Bugün her ne kadar kimsenin elinde Kürdistan sorunun kısa, orta veya uzun vadeli politik çözümü konusunda bir yol haritası olmasa bile, bu konular 1970 li yılların ilk yarısında konuşmuştu. Öngörülerimiz, dönemin devletler arası politikadaki çelişkileri, Kürdistan üzerinde hak iddia eden devletlerin ekonomik ve sosyal değişimi, özgürlük savaşının başlaması ile doğacak olan politik paradoksun, Kürdistan halkına ve bölge halklara nasıl yansıyacağı sahip olduğumuz bilgi ve veriler dahilinde dillendirilmişti. Ortadoğu da her sosyal grubun başka sosyal gruplar ile, her devletin komşu başka devletler ile savaştığı bir barbarlık döneminden, uygarlık dönemine geçişin büsbütün bölge uluslarının özgürlüğünden başka bir formülü yoktu. Savaş hali, bir düşmanlık ve yıkım halidir: bu nedenle, Kürt ulusunun doğuşu ve yaşamı için tutkulu ve aceleci değil, aksine diğer bölge uluslarının da bu gerici çağ dışı devletlerden kurtuluşunun ortaklığı başka türlü formüle edilemezdi. Dinsel inanç veya milliyetçi ideolojilere dayalı devletleri yıkıp yerine bütün bölge uluslarının ve halklarının eşit kendi kendilerini yönetecekleri çok kültürlü, çok, dilli, çok dinli bir bölgesel federatif yapı bu savaşları yok edebilirdi. Bölgedeki bütün ulusların, etnik grupların ve dinsel inançların kolektif iradesinin devletlerin yönetimine talip olması bu politik düzenin özünü oluşturmalıydı.

Doğası kendi dışında olmayan bir nesne, doğal olamaz materyalist belirlemesi, Kürdistan ulusunun, dünya uluslar topluluğunun bir parçası olduğu anlamına gelir.  Bu gerçek, Kürdistan ulusunun bütün dünya ulusları içinde bir parça olduğunu da kanıtlar. Dünya genelinde bir parça olan Kürdistan, kendi içinde farklı parçalara bölünmüş farklı parçaların sosyal ve politik bütünüdür. Kürdistan evrensel ulusların parçasıdır, yerel devletlerin değil. Yerel devletler, evrensel değerler üzerinde değil, çağ dışı yöresel önyargı ve şartlanmaların yarattığı politik birliklerdir. Bu devletlerin hiçbiri diğer dünya devletleri ile uyumlu, geçimli ve bağdaşan bir dokuya sahip değildir. Çünkü yerel despotların, tiranların ihtiyaçlarına cevap verenler, evrensel değerlere sahip olamazlar.   Evrensel değerler ile yöresel şartlanmalar arasındaki çelişkide her zaman belirleyici olan evrensel değerlerdir. Herhangi bir ulusun sosyalleşmesi demek, evrenselleşmesi anlamına gelir. Kürt ulusu evrensel değerleri, devletler ve bu devletlerin yönetimindeki azınlıklar, despotlar ve tiranlar ise bölgesel şartlanmaları temsil ediyorlardı ve ediyorlar. Yüzlerce yıl süren yöresel ulusal veya dinsel şartlanmalar er veya geç evrensel değerler karşısında yıkılmak zorundadır. Tarihsel olarak oluşmuş toplumun diyalektiği sayısız örneklerle doludur.  Dört yerel devlete karşı evrensel değerleri savunmak zorunda kalan Kürt ulusunun başarı şansı riskli gözükse bile, belirleyici olan evrensel değerlerin er veya geç mutlak zaferidir. 

Evrensel demokratik yasalar ile donatılmayan her devlet, bütün ulusların, dinsel inançların ve farklı sosyal ve ekonomik grupların hapishanesidir. Bu koşullardaki devletlerdeki uluslar, (ezen veya ezilen fark etmez)dinsel inançlar veya sınıfların iradeleri politik düzenin mahkûmlarıdırlar. Hiçbirinin özgürlüğü, devlet içindeki bütün diğer sosyal ve ekonomik grupların özgürlüğünden bağımsız değildir. Devlete hâkim olan ulus ile köleleştirilen ulus arasındaki tek fark, devlete hâkim olan uluslar iradi olarak, baskı altındaki uluslar ise fiziki olarak köleleştirilmişti. Nihayetin de her iki ulusta devletin politik sömürgesidir. Bu devletlere karşı savaşta, devletlerin egemenliği altındaki halklarla ittifak yapmadan başarı şansımız zayıftı. Bugün bu statüde fazla bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Dünyada ki insan hakları ve ulusal haklarda kapitalist ülkelerde son iki yüz yılda sürekli ileri doğru bir değişim yaşandı. Ortadoğu’nun değişmeden sonsuza dek var olan statükoyu koruması beklenmemeli. Önemli olan Kürt ulusunun evrensel değerlere sıkı sıkıya sahip çıkması ve istikrarlı bir mücadeleyi aynı stratejik doğrultuda sürdürmesidir.

Soğuk savaşın etkili olduğu şartlarda Sovyet’ik tip Ortadoğu Demokratik Halk Cumhuriyetler Birliği adı altında kurulacak federasyon bazı sol gruplarında coşku ile karşıladığı bir modeldi.

Bu düşüncenin temelinde bölge halklarının tarihsel olarak oluşmuş materyalist sosyo-politik koşulları ve ekonomik zorunluluklar belirleyici idi. Kürdistan üzerinde hak iddia eden devletlerin politik statüleri, bölge uluslarının devletler içindeki politik yapılanmadan kaynaklanan sosyal diyalektiği çok uluslu demokratik devletlerin doğuşunu da zorunlu kılıyordu. Ortadoğu da toplumların diyalektiği, bölgedeki devletlerin politik diyalektiğinden daha yavaş ve zayıf hareket halinde idi.  Bölgenin bütün uluslarının doğal politik iradeleri iktidarı elinde bulunduran rejimlerin egemenliği altında sömürgeleştirilmişti. Kürdistan ı sömürgeleştirdiğini zanneden uluslar, kendi devletlerinin sömürgesi olduklarının bilincinde bile değillerdi. Bu zaman zarfında değişen tek şey, Kürdistan ulusu fiziki olarak farklı devletlerin ideolojik ve politik sömürgesi olduğunun bilincine ulaştı.

Kürdistan ulusunun bu sosyal bilinci, kendi üzerinde hak iddia eden devletlerin hâkim uluslarını iradi olarak özgürleştirmeye yetmeyecektir. İran, Irak, Suriye ve Türkiye de devletler bir altüst oluş döneminden çıkıp politik rejimleri bütünü ile demokratikleştire bilmeleri her sosyal grubun doğal haklarının garanti altına alınabilecek politik bir düzen kurmaları, Kürt ulusunun özgürlüğü ile mümkün olabilirdi ancak. Bütün sosyal grupların kendi içlerinde ve komşuları ile barışı ve kendi sosyal varlıklarını korunmasının temelinde çok kültürlü demokratik bir politik ittifaka zorunludurlar.   Bu da ancak bütün sosyal grupların birbirine eşit, birbirinden özgür kolektif ortaklığının garanti altına alındığı federatif bir organ ile mümkündür. 

Devletler, vatandaşları özgür olduklarında, bütün farklı sosyal grupların politik onayını alırlar.  Vatandaşların özgür olması için devletin özgür olması gerekir. Devlet, devlet üzerinde hak iddia eden farklı sosyal, politik ve ekonomik gruplardan özgür olmadan, bütün yurttaşlara özgürlük vaat edemez. Dinsel inançlardan, ideolojik veya sosyal şartlanmalardan özgür olduklarında bütün vatandaşların devleti olurlar. Devletin egemenliği, farklı sosyal gruplardan vatandaşlarının devlet üzerindeki egemenliğinden başka bir anlama gelmez. Sınıflar üstü, uluslar üstü, dinsel inançlar, cinsler ve hatta kuşaklar üstü olan devletler ancak özgürlüklerini koruya bilirler.  Tek merkezli devlet ile çok merkezli devlet arasındaki fark da burada belirginleşir. İlki yöresel ve önyargılı oluşu ikincisinin doğal olarak demokratik ilkeleri savunmak zorunda olması ve evrenselliğidir. İlki halka karşı egemenliği ve bağımsızlığı, ikincisi ise halk için bağımsızlık ve egemenliği temsil eder.   Bu gerçekler, İran, Suriye, Irak ve Türk devletlerinin yegâne düşmanının Kürtler olmadığı gerçeğini ortaya çıkartır. Bu devletler bünyelerindeki bütün farklı sosyal, politik ve ekonomik grupların muhalifidir.  

Kürdistan ın bütün parçaları her parçada hak iddia eden devletlerin demokratikleşmesinin özü, mayası ve devindirici gücüdür. Kısa vadede her parça devletlerde devrimin tetikleyici gücü olması bu devletlerde parçalanmayı gündeme getirse bile, uzun vadede bütün bu devletlerin ekonomik ve sosyal bütünleşmesini sağlayacak politik zenginliğe sahiptir. Silahlar devlet sınırlarını belirleme yeteneğine sahip olsa bile, insanların ekonomik ve sosyal ihtiyaçları, birlikteliği bu sınırların yok olmasının temel gerekçesi olurlar.

Bağımsız, birleşik ve demokratik bir Kürdistan bölge uluslarının evrensel değerlerde bütünleşmesi anlamına gelir. İnsanların ekonomik ve sosyal zorunlulukları, devletlerin politik sınırlarını yok edecek kadar güçlüdür.  Kürdistan ulusu, uzun tarihsel süreçte oluşmuş dünya uluslar topluluğunun bir parçasıdır ve evrensel nitelikler taşır. İran, Irak, Suriye ve Türkiye devletleri yerel politik örgütlenmelerdir ve ömürleri ideolojik şartlanmalar ile sınırlıdır.  Uluslar ile devlet arasındaki çelişkide kazanan taraf her halükârda uluslar olmuştur.

Kürdistan ve Kürt ulusunu bölge ve dünya ekonomisinden ve doğal olarak bölgesel ekonomi politikten tecrit edilmiş olarak ele alamayız. Kürdistan evrensel ekonomi ve politikasının bir parçasıdır; onun politik ihtiyaçlarda evrensel ekonomik zorunlulukların bir parçasıdır. Bu nedenle Kürdistan evrensel içinde kendi başına bir bütündür. Kürdistan devrimi de dünya devriminin bir parçasıdır.  Fransız devrimi, 1917 Bolşevik devrimi veya 1776 Amerikan bağımsızlık mücadelesi dünyamızın gelişimi için ne anlama geliyorsa, Kürdistan devrimi de şu an aynı anlama gelmektedir. Günümüzde Kürdistan devrimi, kapitalizmin kaderini belirleme yetisine sahiptir. İslam dininde reform, dünya enerji kaynaklarının barış içinde dağılımı, bütün Ortadoğu halklarının demokratikleşmesi, Bağımsız Birleşik ve demokratik bir Kürdistan ile olanaklı hale gelebilir ancak.   Çünkü bölgede ve İslam dünyasında Kürt ulusu doğal laik bir sosyal yapıya, Kürdistan da stratejik jeopolitik bir konuma sahiptir.  

Bütün dünya devletlerinin Kürt ve Kürdistan politikası, şu andaki devletlerin var olan sınırlarına ve statükolarına göre belirlenmiştir. Buna rağmen Irak ve Suriye de şimdiden görüldüğü gibi, devletlerin yapıları ve düzenleri değiştiği an dünya devletlerinin Kürt politikalarında da değişim başlamıştır.

Kürdistan ın farklı devletlere bölünmüş yüz ölçümü, nüfusunun bu devletlerdeki dağılımı ayrıca ekonomik ve sosyal zenginliği nihai stratejik politikasının temelini oluşturur.

Dünya Cumhuriyeti Amerikan bağımsızlık savaşındaki devrimci bir liderin ideali idi. Ortadoğu Demokratik Halk Cumhuriyetleri er veya geç bütün bölge halklarının ideali olacağından hiçbir şüphem yok; Bağımsız Birleşik ve Demokratik bir Kürdistan ancak bu yapı içinde var olabilir.  Kürt ulusu bir bütün olarak özgür olmadan hiçbir parçası özgür olamaz.

Ya bütün dünya devrimlerinin ilerleyen evrensel bir parçası olacağız, ya da yerel şartlanmaların içindeki devletlerde savaşların esiri olacağız. 

Eylül 28 2018

Ali  Doğan