3c0f600d53514e35ac02787937fbce5a

Nurettin YILDIRIM

Her zaman olduğu gibi yine Filistin meselesinde bildik oyunlar oynanıyor. Mesele Kudüs mudur? Hayır! Kudüs bir bahane. Kudüs ve başkent meselesi yeni değildir. Bu çok eskiden beri varolan bir meseledir.

Her Filistin adı duyulduğunda, bölgenin ne kadar gerici diktatör kan emici, zarba haydut, diktatör devleti varsa hepsinin diline düşen Filistin’e dair sahte güzellemeler olur. Filistin seviciliği üzerinden Israil’e taş atan bütün İslam ülkeleri ve devletlerinin hangisi Israil’in yaptığının bir benzerini yapmıyor?

Hatta Israil’e rahmet okutacak düzeyde nasıl bir katil ve barbar olduklarını her gün yaşanan olaylardan görüyoruz.

Kendi gerçeklerini görmeden başkalarını sanık sandalyesine oturtmak, suçlamak dahası taşlamak en hafifinden yüzsüzlük, utanmazlıktır. Kendisinin görünmez, bilinmez sandığı “kıral çıplak”a düşmüş olanların nasıl oluyor da bu kadar sesli şekilde haklardan, hukuktan, adaletten ve demokrasiden çalıp, oynuyor görünmelerini anlamak mümkün değildir.

“Tencere dibin kara seninki benden kara”

Bu manzara başka bir manzara. Hep öyle olmuştur. Yüzleri maskeli kapkaradır. Tencere karasıdır. Bu sözün gücü, içeriği bunların gerçeğine anlam katan bir kapak gibi gediğine oturuyor. Tam manasıyla bu gerici, baskıcı devletlerin içinde bulundukları konum itibarıyla nasıl bir vahamet içinde olduklarını daha iyi anlamamıza yol açıyor.

Evet birinden daha beter kara çalan, alaca karanlıkları olanlar vardır. Bu mesele üzerinden beyaz görünmek istenen ama İsrail’den daha beter, daha çok karanlıkları kucağında taşıyan devletler, ülkeler hareketler, ve siyasi oluşumların olduğunu kim yok sayabilir.

Pek tabi ki İsrail haksız ve zalimdir! Bu doğru ama Israil’i zalim ve zulümle itham eden devletlerin de bir o kadar zülümve zalim oldukları, en başında Türk devleti ve İran İslam devleti gelmektedir. Bunların İsrail’ den daha beter, kap-kara uygulamalara sahiplik yapıtlıkları da bir o kadar gerçektir. Bu kara durum bütün çıplaklığıyla orta yerde olduğu gibi mevcut durumda bütün şiddetiyle hergün artarak devam ediyor.

Filistin meselesi şüphesiz haklı ve insani, haklar ve özgürlükler meselesi olarak herkesin ilgisine ve sempatisine mazhar olması anlaşılırdır. Bu meselenin sahiplenilmesin de herhangi bir yanlışlık yoktur.

Yanlış olan bu meseleyi kirli ilişkilerine malzeme yapıp buradan rant devşirmektir. Devletlerin ve bir çok çevrenin yaptığı tam da budur. Bölgenin, İslam ülkelerin, devletlerin bu meseleyi Filistin halkının çıkarları için değil, kendi kirli ilişki ve çıkarları için açıkça kullanıyor olmasıdır.

Filistin ve haklı davasına yapılan leş muamelesidir!

Yerde parçalanmış duran bir leş’e vahşi hayvanların yaklaşımı neyse, bunların Filistin’e yaklaşımı da odur. Bölgenin bu gerici, ırkçı, katliamcı devletlerin Filistin üzerinden ve onu sahiplenme adı altında sergiledikleri tutumların hiç birinin de samimi yönünün bulunmadığı aşikardır. Bunun böyle olduğunu dünya alem de biliyor. Destekledikleri gibi görünen devlet ve ülkelerin hepsi aslında ondan yararlanıp, besleniyor. Hatta bir çok islamcı hareketler de buna dahil etmek gerekir.

Benzer yaklaşımlar Filistin’i temsil iddiasında bulunan iktidarı ve muhalefeti için de geçerlidir. Bunları fazla abarmanın bir anlamı kalmamıştır. Filistin eski Filistin değildir. Onlarda Arap ve İslam dünyasının kirli ilişkileri içinde bozularak eriyip gitmişlerdir.

Filistin de egemen olan gurup ve kesimlerden bir kısmının Arap baasçı geleneğinin içinde boğulurken, diğer kısmının da Sünni İslami cihatist türündeki geleneğinin birer versiyonu,kopyası gibi bir gerici karanlık dehlizi içinde hapsolmuşlardır. Bunların halk adına gelecek vadetmesi ve çözüm üretmesi pek mümkün görünmemektedir. Geri kalanların ise yerinde ne varne yok beli değildir.

Filistin’in bu meşru ve haklı davasını her taraflı gibi görünendevletin ve gücün kendi çapında bunu istismar konusuyapmakta, deyim yerindeyse bir leş derekesine indirgeyecek kadar basite almaktadır. Böylelikle bu güçler kendilerini de oradan beslenen ak babalar, kargalar, Sırtlanlar, kurtlar gibibirer vahşi hayvan sürüsüne benzer bir konuma oturtmuş oluyorlar.

Böylelikle buradan beslenme ve rant elde etme adına onu kendileri için bir ekmek teknesi olarak ele almış oluyorlar. Bugeçim alanını pek tabi olarak da sürekli el altında tutacaklardır. Bunda bu güne kadar olduğu gibi bundan sonrada herhangi bir sakınca görmeden her şeyi olduğu gibi sürdüreceklerdir. Bu devran, bu yapılar sürdükçe hep böyle dönüp gidecektir. Her birinin sıklıkla bu işin bir tarafından tutup evirip çevirip güncelleştirmesi ve kendine göre yontması bundandır.

Bütün bunlara bir de şunu eklemek gerekir. Bu gerici, zorba İslam   devletlerin oluşturduğu bir Filistin zihin dünyası ve algısı buralardaki devletlerle akrabalık bağı olan bütün öteki akımları, hareketleri hatta sol sosyalist hareketlere de aynı şekilde sirayet etmiştir. Bunların da aynı hastalıkları taşıdıklarına tanık oluyoruz. Bunların da egemenlerin kurduğu oyun düzeni içinde, onlarla yarışır havasında bir Filistin oyununu oynadıklarını gözlüyoruz.. Bu güçler Kürtler ve kürt meselesinde bin bir dereden su getirircesine olmazlık teorilerini yaparken, nedense Filistin için aynı itirazlar bin bir dereden su taşıma gibi olmazlıklar meselesi gündeme gelmez. Tersine enternasyonalizmden nağmeler dillerinden düşmüyor.

Buna birde Kürtleri ve taraflarını da eklemek gerekir. Kürtlerkendi haline ve derdine ağlamaz, derdine derman olmazken, ama Filistin için gereğinden çok fazla yanıp tutuşmaktadır. Oluşturulan tabular bir vakka olarak kürd dünyasında etkide bulunması bir garibe gibi anlamsız ve anlaşılmazdır. Halbu ki bu dünyada Kürtler kadar masum ve mazlum, Kürtlerin davası kadar haklı ve meşru davalar çok az görünür. Buna rağmen her kes elinden geldiğince bu davayı gizlemek ve yok saymak istiyor.

Hiç kimse bu sorunun gerçek anlamda çözülmesini istemiyor.

İstense çok kalay çözülecek bir meseledir. Kuzey Afrika ve Doğu Afrika ülkelerinde resmi dili Arapça olan, 23 Arap ülkesinin toplam nüfusu 407.5 milyondur. Nüfus bakımından en büyük Arap devleti Mısır’ dır. En küçük devlet ise Cibuti ve Batı Sahra’ dır. Arap ülke ve devletleri Moritanya, Batı Sahra, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Libya, Sudan, Somali, Cibuti, Yemen, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, Bahriyen, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Filistin’ den oluşmaktadır.

Buna birde bütün Müslüman ülkeleri ve devletleri ilave edersek çok büyük bir nüfus ve güç ortaya çıkar. Artı diplomasi, siyasi, askeri, ekonomik güç petrol, para ne desen var. Yeterki istensin  çözülmemesi için hiç bir neden yok. İsrail ve uluslararası güçler de bu meselenin çözümü içingerekli kolaylığı sağlayacak kadar ilişkilere açıktır. Ama ne yazık ki, çözümün önünde engel olanlar Israil’den çok Filistin seviciliği yapan Arap devletleri ve bölgedeki diğer gerici İslam devletleri gelmektedir. Bunların en başına da Türkiye ve İran yer almaktadır.