Hasan Agırdağ-

“sinekler yaralarından dökülen kana konacak
masa etrafında kimi sözler ayağa kalkacak
sesine bak
kuşlar konacak uçurumuna
orda bir zaman olacak”
Akın Yanardağ

Ayarı kaçmış dünyanın detone ses tellerinde dinlenen şiir, aşka dair ağır yaralar aldı. Sakallarına ak düşmüş şairlerin dilinde çırpınıp can verdi sözcükler. Usturaya vurulmuş tutsak saçları gibi mutsuz düştüler ayakları önüne. Oysa bir klarnet sesi durdurabiliyordu beni taksim meydanında, sahibinden satılık kentler yerleşiyordu seslere; sesim, ses vermiyordu kimseye.

Sağırlaşmış savaşların kurutulmuş lal dilleri diyorum, Nil. Şu çocukları bir kenara bıraksak, parmakları üzerinde oturup ’malan barkır’ı söyleyen çocukların ülkesizliğinden bir yüz çizsek göğe, ayırsak onları hafızalardan. Zamanlarından özür dileyip iade etsek tanrılara. Yetim yurdu olsa gökyüzü. Biz yoksul örgenciyken, ellerimizin taze ceviz boyası siyah önlüğümüzü kapatıyordu. Yakalığımızdaki kirler iz taşımıyordu bizim zamanımızda, Çünkü bir annemiz vardı bizim Nil, ama savaş!

Seslerin parçalanıp birbirine çarptığı ölü cümleler, kurutulmuş bir ağaç gölgesine sığındırıyor şairi, Nil.
Televizyonlarda dijital sesler, plastik nefesler, makyajlı barbiler, ensesi kalın soytarılar.. İnsan çekildikçe yarasına , iğnenin ısırdığı yerde susturur kanı, ki göğüs kafesimde kanatsız dumanlar vuruluyor. Eşkıya tarihini anlatıyorum o an; düşük cümlelerle, süregelen sürgünlerle.. çoğalan halkın üşüyen ellerinde  ritimler, ağızlar, sesler: malan barkır, malan barkır..

Ama ‘kuşlar konacak uçurumuna /orada bir zaman olacak’ diyor şair. Düşerse, bir kent düşmez. Düşerse, tarihten bir halk çıkmaz. Sayıklamaya maya atılmış tutucu rüyalar kendisine kapı aralar sadece. Ellerini gökten çekip toprağı tırnaklayan annenin sesi mutlaka ama mutlaka okuduğumuz tüm kitapların üzerine not düşecek. Ama Nil, şairlerin tütün görmüş ciğerleri derinden öksürüyor, kendi sesine ürperen yalnızlık başına migferli migrenler geçiriyor.Erkekler tekbir getiriyor yürüdüğü caddelerde, silahların namluları Allaha doğru.
Kuşlar uçurumunda Nil, zaman geçmişten kopup gelmiş sesin kayadan kayaya yankısıdır. Nehrin dağa konuşması, dağ ise nehrin yankısı olur. İşte şair orada nehir tamircisidir. Tozunu alarak kelimelerin üstünü düzelttiği bir su yavrusuna seslenir:
‘insan yaralarını unutur mu sanır
bıçağın gözetiminde kaldığını
bu yüzden mi çekip giderken
zaman tarafından çekilmiş
fotoğrafıyla kalır hayat’

Savaşa dair akşamdan kalma bayat küfürlerle uyanıp taze ölümleri görüyoruz, Nil. Süpürge görmemiş bulvarlarda Afrikalı kadınların,Hindistan cevizi kokusu barut kokan yüzüme vuruyor. Dünya yüzsüzleşiyor, kırık bakışlarında; annelerinden önce ölüyor çocuklar. Şair orda dokunuyor yarasına, Nil, orda..