A0E90397-823E-4070-9002-F1EE97A24491Yandaş basın haftalardır Soçi’de Rusya, İran ve Erdoğan Türkiye’sinin yapacağı liderler toplantısının tantanasını yapıyordu. Soçi’de yapılacak olan toplantının Rojava Kürtlerinin sonu olacakmış gibi bir hava estirdiler. Liderlerden önce her üç ülkenin genelkurmay başkanları Soçi’de toplandılar. Yandaşı öyle bir beklentiye soktular ki; sanki genelkurmay başkanları Suriyeli Kürtleri, nasıl ve ne zaman imha ereceklerinin kararını alacaklarmış gibi bir hava verdiler. Genelkurmay başkanlarının toplantısı bitip sonuç basına yansıyınca: IŞİD ve El Nusra’ya karşı savaş konusunda anlaştıkları belirtildi.

Aslında söz konusu toplantı, liderlerin ne yapacakları konusunda bir ipucu vermişti, fakat yine de toplumsal beklenti devam etti. Erdoğan konu ile ilgili her konuşmasında: Soçi’de Afrin de olacak, oradaki terör sorununu da kapsayacak, PYD’yi, YPG’yi oradan temizleyeceğiz diyor, yandaşa efeleniyordu. Öyle heyecanlanmıştı ki boyundan ve makamından daha büyük yalan söyledi: IŞİD’in balonu’nu Türkiye patlattı dedi. Bu yalanını Cerablus ve El Bab’ın işgaline dayandırarak söyledi. Halbuki IŞİD’in balonu Kürt Halkının yiğit evlatları tarafından, bütün dünya alemin gözünün önünde Kobane’de patlatılmıştı. Bunu bütün dünya biliyor.

Erdoğan bazı IŞİD itirafçılarının sosyal medyaya yansıyan itiraflarına göre IŞİD’e: “Size daha geniş geçiş yolları açarım” vaadiyle Kobane’ye saldırtmış. O zaman herkesin de tanık olduğu gibi kendisi de “Kobane düştü düşecek” diyerek IŞİD’in amigoluğunu yapmıştı. Erdoğan “Kobane düştü düşecek” dediği zamandan kısa süre sonra Kobane değil IŞİD düştü. IŞİD’lileri barbar sürüsü gibi önüne katan Kürt ulusunun kahraman evlatları Suriye’nin kuzeyi ile ilgili ilk notu tarihe o zaman düştüler. Barbarlık sürüsü IŞİD’cileri Membiç’e kadar kovaladılar, Membiç’i de özgürleştirdiler.

Ancak ondan sonra Erdoğan’ın etekleri tutuştu, önce birkaç kez sahra topları ile bombaladı sonra da; Fırat’ın batısına geçemezsiniz, geçerseniz vururuz diyerek Suriye’nin sağına soluna “kırmızı çizgiler” çizdi. Ancak ondan sonra PYD-YPG Erdoğan’ın “kırmızı çizgilerini” kâle almayıp Afrin’e doğru ilelerken, Erdoğan el etek öperek Putin’den Afrin’e doğru ilerlemenin yolunu kesmek için Cerablus ve El Bab’ı işgal izni aldı. Buna da Türkiye’nin: IŞİDin balonunu patlattığını, IŞİD’in, yenilir olabileceğini Türkiye gösterdi diyerek dünyanın gözünün içine baka baka dünyanın en büyük yalanını söylüyor.

Bütün bu abartılar, yalan dolanlar Soçi zirvesi için yapılıyordu. Soçi zirvesi bitti, her lider ayrı ayrı açıklama yaptı. Putin: Suriyeliler çözer dedi, Ruhani: Suriye’nin anayasa yapmasını savundu, Erdoğan da her zamanki gibi temcit pilavını tekrarladı: “Teröristlerle aynı yerde olmayız” diyerek tarihin Suriye için vermiş olduğu kararını görmezden geldi. Erdoğan’ın yandaş basını ise: Erdoğan kırmızı çizgisini çizdi, -liderlerin el sıkışmasının resmini göstererek-, Soçi zirvesinden gelen müthiş kare, DÜŞMAN ÇATLATTI başlıklarını atarak maskaralık yaptı.

Maskaralığın bu kadarı hiç görülmemiştir. Soçi öncesi, Soçi toplantısına katılma hazırlığı olarak Erdoğan’ın: IŞİD’in balonunu Türkiye patlattı yalanına Soçi toplantısı sonrası yandaş basının bu maskaralıkları eklemesi ile Soçi liderler zirvesi zırva bir komediye dönüştü. Sanki Erdoğan Moskova’ya, Soçi’ye ilk kez gitti, ilk kez PYD’ye, YPG’ye “terörist” dedi, onunla beraber olmayız dedi. Epey bir zamandır Erdoğan Moskova ishaline düştü, ha bire Moskova’ya gidip geliyor. Her gidip, döndüğünde de sorulsa da sorulmasa da “PYD-YPG teröristtir, onlar toplantıya gelmesin” der, her deyişinden sonra da bir Rus yetkili “gelecekler, katılacaklar” diyerek Erdoğan’ı yanıtlar.

Buna rağmen ilk kez oluyormuş gibi yandaş medya, “kırmızı çizgisini çizdi” diyerek kendince yandaşa bir kahramanlık mesajı yolluyor. Putin kendi kavlince ABD ve AB’ye karşı sözüm ona bir cephe oluşturuyor. Esasında Suriye ile ilgili toplantıyı da bu amaçla yapıyor. Putin’in bu girişimi İran’ın da işine geliyor. Çünkü İran da her fırsatta: En büyük düşmanımız ABD’dir diye açıklama yapıyor. Zaten ABD ile AB, bu her iki ülkeye de sıkı bir ambargo uyguluyor. Her iki ülkenin (Rusya ve İran) ekonomisi söz konusu ambargodan fazla etkilenmiyor. Etkilense de bir çöküş yaşamıyor. Çünkü her iki ülke de bağımsız bir ekonomiye sahip. Rusya’nın özellikle ağır sanayi ve çok zengin yeraltı, yer üstü kaynakları var, üstelik de bir süper güç konumunda.

Diyelim İran ile Rusya söz konusu resimle gerçekten de kendilerine ambargo uygulayan AB ve ABD’yi “ÇATLATTI”. Peki Erdoğan ekonomisinin % 70’le bağımlı olduğu AB ve ABD’yi, ordusunun askerlik sanatının tüm teknik, taktik ve stratejik konularda bağlı bulunduğu ve ABD’nin denetiminde olan NATO’yu nasıl “ÇATLATACAK”? Bu “ÇATLATMA” işi için Erdoğan hesapsız kitapsız bir şekilde stratejik ortağı ve ekonomik bağımlılığı olduğu ABD ve AB’den kopuyor. Üstelik de onları düşman ilan etmiş, ve gerçekten de düşmanı olan, onlara hiçbir bağımlılığı olmayan İran ve Rusya ile birlikte bu marifeti sergiliyor.

Bu bağlamda İran ile Rusya’nın ne kazanıp ne kaybettiğine, buna karşın Erdoğan Türkiye’sinin ne kazanıp ne kaybettiğine bakarak bir sonuca varılacak olursa: Kim kimi “ÇATLATMIŞ” oluyor? Böylesine kurşunu kendi ayağına sıkan, başka bir söylemle, baltayı kendi ayağına vuran, bunu da “DÜŞMAN ÇATLATMAK” olarak niteleyen başka bir akıl var mı? Buna “DÜŞMAN ÇATLATMAK” değil, Rusya ile İran’ın diplomatik oyuncağı haline gelmek denir. Putin Erdoğan’ın Rus uçağını düşürme suçunu affeder gibi yaparak, Erdoğan’ı uluslararası sorunlarında kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor.

Soçi’de Suriye ile ilgili hiçbir şey olmadı. Hele Erdoğan’ın Afrin beklentisinin zerresi bile kâle alınmadı. Alınamazdı da. Çünkü tarih Suriye ile ilgili kararını vermişti. Tarihin Suriye ile ilgili kararı: Kuzey Suriye Federasyonu’dur. Tarihin vermiş olduğu bu kararı hiçbir güç bozamaz. Rusya bunu çok iyi biliyor. Bozamaz çünkü Kuzey Suriye’deki tarihi Suriyeliler yazdılar. Marks boşuna: İnsan kendi tarihinin hem senaristi, hem oyuncusudur dememiş. Kuzey Suriye’nin tarihinin senaryosunu Suriyeliler yazdılar, oyununu da kendileri oynadı ve oynuyorlar. O nedenle de o tarihi, onu yazanlardan başkası bozamaz.

Kuzey Suriye’nin tarihi Soçi’de Putin, Ruhani ve Erdoğan tarafından, onların kalemleri ile yazılmadı, Rojava ve diğer Suriye halklarının kanı ile yazıldı. 21. y. yılın Stalingrad’ı olan Kobane’yi tarihe silinmez harflerle yazan yüce Kürt ulusunun yenilmez, yıkılmaz, iradesi ile yazdığı, başta Suriye halkları olmak üzere, bölge ve dünya halklarına armağan ettiği tarihtir Kuzey Suriye tarihi. Bunu, beyni iktidarı kaybetme korkusu ile dumura uğramış, iktidarını kaybedince Lahey Adalet Divanı’na gitme kaygısı ile dengesi bozulmuş Erdoğan’dan başka herkes görüyor, kabul ediyor, hakkını veriyor, saygılı davranıyor. Buna Suriye yönetimi, Rusya, AB, ABD ve koalisyon güçleri dahil… Erdoğan gibi despot, dengesiz ve onun güdümüne girmiş olan devletinden başka bütün devletler, tarihin bu gerçek kararını görüyorlar. Erdoğan bakarkörler gibi bakıyor ve göremiyor. Erdoğan’ı tepetaklak götürene kadar da göremeyecek gibi gözüküyor. Zaten o da fazla uzak değil.

İnsanlık tarihinde savaşla yazılan iki tür tarihi karar vardır. Birisi zalimlerin, diğeri mazlumların… Zalimlerin yazdığı tarih haksız savaşlarla, mazlumların yazdığı tarih ise haklı savaşlarla yazılır. Zalimlerin tıpkı Hitler, Mussolini gibi haksız savaşlarla yazmış olduğu tarih bozulmuş, silinmiş, geride acıdan başka bir şey bırakmamıştır. Ama mazlumların; kendisini, ülkesini, onurunu, gururunu savunmak için vermiş olduğu savaşla yazmış olduğu tarih asla silinmemiş, bozulmamıştır. Stalingrad, Sovyetler, Vietnam, Küba vb. gibi. O nedenle savaşla tarih yazarken de insan kendi tarihinin hem yazarı hem de oyuncusu olmuştur. Zalimler haksız savaşlarla kendi kolay silinen tarihlerini yazarken, mazlumlar haklı savaşlarla silinmeyen tarihlerini yazmışlardır. Çünkü zalim, saldıran ve tarihini başkalarının kanı ile yazan; mazlum, savunan ve tarihini kendi kanı ile yazandır. Tarihin bu gerçekliğini Erdoğan gibi denge sistemi bozuk, aklı dumura uğramış olanlar göremezler.

Bölgede Kuzey Suriye kadar tarihi silinmez ve silinmemeyi hak etmiş bir tarih yoktur, olmamıştır. Çünkü söz konusu tarih Kuzey Suriye halklarının kardeşliği temelinde kanı canı pahasına kendi ve insanlık için yazılmıştır. Kuzey Suriye Federasyonu: Ortak vatan, birlikte yaşam, eşit haklar, eşit hukuk, ortak değerler gibi doku ve dengeler üzerine kurulmuştur. Tarih Suriye halkı ile hükmünü Kuzey Suriye’de verdi ve bu hüküm önce Suriye’nin tümünü, devamında da bölgeyi kapsayacaktır. Ne Soçi, ne Ankara ve ne de Tahran’ın, Kuzey Suriye halklarının birbirine karışan kanları ile ortak vatan olarak yazmış olduğu bu tarihi silmeye, tersine çevirmeye gücü asla yetmeyecektir. Kuzey Suriye halklarının gönüllülük temelinde ve ortak olarak kanları ile yazmış oldukları bu tarih, Suriye ve bölge halklarının insan toplumuna, bir insanlık mirası olarak ilelebet kalacaktır. Bu heybetli tarih karşısında Soçi zirvesi: “Soçi Zırvası” olmak zorunda kalacaktır.

Teslim TÖRE
23 Kasım 2017