670FC13A-7410-4CD9-988A-FACFC4636FB1Erdoğan zorda, sürekli manevra halinde, müttefik değiştiriyor, ideolojik geçişler yapıyor. İçeride “başı secdeye değen” müttefikliği ve ideolojik birliğinden Ergenekon Balyoz harekatı “savcılığından”, Ergenekon Balyoz harekatı müttefikliğine, “dindarlık kindarlık” kör dinci ideolojiden “Atatürkçülüğe” kadar çekirge sıçramaları ile bugüne geldi. Bölge dış politikasında: “Eset git”ten ABD ve Rusya’ya “askerlerinizi çekin”e, oradan Putin’le Suriye sorununun silahsız çözümüne kadar böyle baş döndürücü manevralar yapıyor. Bu gidişle maniple ederek sürüleştirdiği yandaşta bir baş dönmesi yaşatabilir. Artık: Afrin’den girip, Fırat’ın batısını fethedip, Rakka’dan geçip, Musul’a varıp, sahada da, masada da yer alıp, “kendisinden habersiz yaprak kıpırdamama” havasını basarak yandaşı coşturamayacak.

Şimdiye kadar bütün müşkülatlarını aşma aracı olarak kullandığı savaş kışkırtıcılığı sona erdi. Özellikle de Putin ile Trump’ın Vietnam’da imzaladıkları Suriye sorununun silahsız çözümlenmesi, Suriye’nin ülke bütünlüğünün, bağımsızlığının sağlanması gibi konuları da içeren mutabakatın imzalanarak kamuoyuna deklare edilmesinden sonra Erdoğan’ın savaş çığırtkanlığı yapma havası söndü. Bundan böyle yandaş topluluğu ile gidip, “Emevi Camisi’nde namaz kılmak” bir yana, Putin’in önünde eğildiği gibi “git” diye yırtındığı Beşar Esat’ın önünde eğilmek de gündeme gelebilir. “Askerlik yan gelip yatma yeri değil” dedi, askerleri içte ve dışta, hiç gerekli olmayan, sadece diktatörlüğünü kurmak ve pekiştirmekten başka işe yaramayan savaşa soktu. Diktatörlüğünü korumak ve kollamak için savaşı, yandaşı motive eden bir sakız olarak çiğnedi durdu. Rojava’nın Afrin’le birleşmesini önlemek için El Bab’ı işgal etti. Afrin’i kıskaca alacağını söyleyerek İdlib’e 500 asker gönderdi. Kısa süre sonra “çok şükür İdlib’in işini bitirdik, sıra Afrin’de” dedi. Şimdi ise sıra aylarca zor işgal edebildiği El Bab’dan çıkmaya geldi.

Erdoğan Türkiye’si zaten çoktan beri Suriye ve bölgenin dışında kalmıştı. Putin’le Trump’ın Vietnam’da Erdoğan’ı kızdıran “öyleyse askerlerini Suriye’den çeksinler, bizim orada askerimiz yoktur” diyerek sinirinden ne söylediğini bilmediği mutabakattan sonra Suriye’de tümü ile devre dışı kaldı. Bölgede dış dinamizm olarak egemen olan iki süper gücün varmış olduğu söz konusu mutabakat sonucu, belki devreye girebilirim hesabı ile işgal etmiş olduğu El Bab’dan da çekilmek zorunda kalacaktır.

Erdoğan ve yandaş basını habire QSD’yi Suriye’yi işgal eden yabancı bir güç olarak göstermeye çalışıyorlar. “PKK Rakka’yı işgal etti, Deyr Zor’u ele geçirdi, en büyük petrol komplekslerini işgal etti, doğalgaz rezervlerini ele geçirdi” gibi söylemlerle QSD’yi Suriye düşmanı bir güç olarak niteliyorlar. Şu durumda Suriye iç dinamizmi olarak sadece iki güç kaldı. Birisi Suriye-Şam yönetimi, diğeri QSD. QSD sadece Suriye’nin önemli bir bölümünü IŞİD’den kurtaran askeri bir güç değil. Demokratik ulus kuramı temelinde bütün Kuzey Suriye güçleri, toplumsal dokuları üzerinde ideolojik, örgütsel, askeri birlik sağlamış, Suriyeli olan, sadece Suriyeli değil aynı zamanda da Suriye’ye toplumsal bir sitem yapılanması öneren askeri ve siyasi bir muazzam güce büyüdü.

Erdoğan ve yandaş basınının yandaşı avutmak, yanıltmak, kendilerini de kandırmak için yapmış oldukları algı gibi Suriye’yi işgal eden bir güç değil QSD. Suriye’yi IŞiD’in işgalinden kurtarırken, kurtardığı her alanda halk iktidarını kurarak Suriye’de sistem değişikliği yaratıyor. Suriye’yi hem IŞİD’den hem de Suriye’yi ateşe atmış olan şoven, ırkçı BAAS yönetiminden kurtarıyor. Er ya da geç: Suriye ve bölgenin geleceğini belirleyecek bir kuramı hayata uyarlayarak geleceğe yelken açıyor.

QSD’nin bu kuram ve programı ile şu anda en azından askeri müttefik gibi durdukları ABD ile ne kadar anlaştığını bilemiyoruz. Ama askeri alandaki uyumları dışarıya yansıdığı kadarı ile son derece olumlu. Askeri plandaki bu uyumlarını siyasi plana da taşırlar mı? Kestirmek zor. Bunu ancak zaman ve Türkiye’nin gelecekte takınacağı tavır gösterecektir. Buna karşın Suriye-Şam yönetimi: Rusya, İran, Lübnan Hizbullahı gibi üç güçle müttefik olarak, fakat üzerinde mutabık kalıp kalmadıkları belli olmayan, Suriye’yi bu konuma getirmekten sabıkalı BAAS Partisi ekseninde gibi duruyorlar. Üzerinde durdukları BAAS siyasi zemini alabildiğine kaygan.

İran, Şii mezhebinin şeriatı ile yönetiliyor. Ve amacı Suriye dahil bölgede bir Şii hegemonyası kurmaktır. Lübnan Hizbullahı ise adı üstünde: Allah’ın Partisi, İran’ın uydusu. BAAS Partisi: Sözüm ona da olsa laik, üstelik ömrünü Suriye “Müslüman Kardeşleri, Hizbullah” gibi dinci parti ve örgütlerle savaşarak geçirmiş “radikal” laik bir parti. Bunula birlikte İran’ın Suriye’de çevirmek istediği dolabın da çok iyi farkında. Hafız Esat, İran’ın İran devrimini Suriye’ye taşıma çabalarını önledi. Kerbela günlerinde İranlı Şiilerin Suriye’de Sıtti Zeynep’te kendilerini zincirle dövme ibadetini yasakladı. Bu gün de Suriye-Şam yönetimi ve başta Nusayri ve diğer Alevi grupların “laiklikte” ısrarlı olacaklarını sanıyorum. Aslında sanmanın da ötesinde kesin gibi. Rusya’nın da laiklikten yana tutum koyacağı besbelli.

Suriye’nin iç dinamizm olarak geriye kalan bu iki gücünden QSD yeni ve hatta henüz çocukluk dönemini yaşamakta olması nedeniyle belli sorunlarla uğraşsa da ideolojik, politik, kuramsal, askeri, ekonomi-politik, sistemsel, yapısal olarak birliğini sağlamış, sağlamış olduğu bu birliği kendi ülkesi Suriye’nin tümüne mal etmeye kararlı iken Suriye-Şam yönetimi hala bir sistem karmaşası içinde bocalıyor. Esasında Vietnam’da Putin ile Trump’ın varmış olduğu mutabakat, Rus diplomatlarının Qamışlo’da günlerce belki de haftalarca süren, kısmen de basına yansıyan QSD ile Şam yönetimi arasında yaptıkları mekik diplomasisinin ürünü olmuştur. Dışarıya yansıdığı kadarı ile ABD söz konusu görüşmelerde Türkiye’nin tepkisini fazla çekmemek için toplantılara katılmamış, fakat bilgilendirilmiş. Zorlu bir çalışma sonucu anlaşmaya varılmış. Varılan bu anlaşmayı Vietnam toplantısında kamuya Rusya ile ABD arasında varılan bir mutabakat olarak yansıttılar.

İki süper güç arasında varılan mutabakata göre, Suriye’de IŞİD’e karşı savaştan başka savaş olmayacak. IŞİD’in dışında kalan bütün sorunlar savaşla değil istişare yöntemleri ile çözülecek. Ne Suriye-Şam yönetimi QSD ile olan sorunlarını, ne QSD Suriye-Şam yönetimi ile sorunlarını savaşla, silahla çözmeye kalkmayacaktır. IŞİD’in dışındaki hiçbir konuda silah ve savaş söz konusu olmayacaktır. Tabi ki Erdoğan’ın Afrin ve Rojava hesapları da suya düşmüş olacaktır. Kürt Halkı Suriye’de elde etmiş olduğu askeri kazanımların vermiş olduğu moralle siyasi ve diplomatik alanında önemli mevziler kazanacak ve Erdoğan Türkiye’sini köşeye sıkıştıracaktır.

Erdoğan her fırsatta palavra cinsinden de olsa Kürtleri haydutça vurmakla tehdit etmek için: “Bir gece ansızın gelebiliriz, vurabiliriz” şarkısını söyleyemeyecektir. O da bitecektir. Ne “ansızın”, ne yavaş yavaş, hiç bir şey yapamayacaktır. Şarkılı palavralar dönemi kapanmış olacaktır. Hatta sadece şarkılı palavralar dönemi değil, şarkısız ulumalar dönemi de kapanacaktır. Erdoğan’ın işlediği cinayetleri de küçümseyen, “taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayın” diye uluyan Erdoğan’ın ortağı Devlet Bahçeli’nin de ulumaları bitmiş olacaktır.

Erdoğan zaten izlemiş olduğu politikalarla bölgenin dışına düşmüştü. Söz konusu mutabakatla, Erdoğan Türkiye’sini iyice Suriye ve bölgenin dışına itmiş oldular. Erdoğan Türkiye’si şimdilik kesin olarak bölgeden ve Suriye’den dışlandı. Yakın bir gelecekte Vietnam mutabakatında belirtildiği gibi: Bağımsız, birleşik bir Suriye’nin oluşturulması için Erdoğan Türkiye’sinin Cerablus ve El Bab’dan çekilmesi de kaçınılmaz olarak gündeme gelecek. QSD ile Şam yönetiminin Suriye’nin geleceği üzerine anlaşması, iki süper gücün de destek vermesi Erdoğan’ın Suriye’den kopartmak istediği El Bab lokmasını da boğazında bırakacaktır.

İki süper gücün Suriye’de IŞİD dışında savaşa son vermesi besbelli Suriye’ye sükun, huzur ve kalıcı bir barış getirecektir. Özellikle ABD’nin böylesi bir mutabakata imza atması, Suriye bazında da olsa savaş karşıtı tutum alması sürpriz gibi bir şey. Bu durumda Erdoğan’ın sadece kendisi değil, ÖSO’cu yaratıkları da Suriye’den atılacaktır. Böylece Suriye, Suriye’nin bağımsızlığını sağlamış, demokratik federasyon üzerinde anlaşmış Suriyelilerin olacaktır. Bu mutabakatla belki ABD ve Rus askerlerinin Suriye’de kalmasına gerek kalmaz. Rusya’nın da, ABD’nin de, İran’ın da, Lübnan Hizbullahı’nın da askeri güçlerini Suriye’den çekmesini sağlar. Ama siyasi, diplomatik olarak Suriye’de kalırlar. Erdoğan Türkiye’si hem askerini çeker hem de siyasi ve diplomatik olarak Suriye’de kalamaz.

Suriye’de at izi it izine karışıkken Erdoğan’ın da izi vardı. Gidince; Suriye’nin geleceğinde düşmanlık, kin ve nefretten başka Erdoğan’ın herhangi bir izi kalmayacaktır. Suriye’den sadece askerleri ve ÖSO ile değil, “Kobane düştü düşecek” sloganı, “bir gece ansızın gelebiliriz” şarkısı ile Erdoğan çekilecektir.

 

 

Teslim TÖRETeletex News24
15 Kasım 2017