497C5735-8A64-4668-93CB-F3748FBE1079Rojava Devrimi Kuzey Suriye boyutuna vardıktan sonra yapmış olduğu seçimler ve PYD kongresi ile bir üst aşamaya tırmanarak, bütün bir Suriye’yi kapsayacak şekilde genleşerek büyümeye devam edeceğini gösterdi. Rojava Devrimi henüz çok genç, hatta çocukluk dönenini yaşamakta olduğu da söylenebilir. Ama gelişim sürecine bakılarak söylenecek olursa: Hiçbir devrimi taklit etmediği, kendi doğallığı içinde üretmiş olduğu taktik ve stratejilerle yoluna devam ettiği kolayca görülür. Özellikle de 20. yüzyılın başarısız, başarısız olduğu için de çökmüş olan devrimlerinin bütün tözlerini aşıp onların yerine yenilerini koyarak, kendine özgü yöntemlerle yoluna devam ediyor.

Rojava Devrimi’ni 20. yüzyıl devrimlerinden ayıran temel nedenlerden birisi: Henüz iktidar olmadan, devrimin toplumsal altyapısını, toplumla birlikte inşa etmesidir. Lenin’in “NEP” politikası ile değil, Kuzey Suriye Halkının doğal bilgi birikimi ve deneyimi ile, geliştirmiş olduğu toplumsal yapılanma ile 21. yüzyılın devrimci demokratik halk devleti modelinin minyatürünü örmektedir. Yapmış olduğu uygulamalar, üretim ilişkilerinde yaratmış olduğu değişimler; üretim, üleşim, tüketim gibi iktisadın doğal yasalarını ülkenin yapısına denk bir şekilde hayata uyarlamaktadır.

Topluma devrimin yararlarını anlatarak değil, yaptıklarını göstererek ikna etmektedir. Bu pratiği ile devrim sürecinin tümüne egemen oluyor. Ekim Devrimi’nde devrim sürecinde devrime aykırı çok olumsuzluklar varken, Rojava Devrimi’nde yoktur. Örneğin devrim sürecinde bir kasabada olanları yazan, Stalin’in de önsözünü yazarak, yazılanları onayladığı Gladkov’un FABRİKA romanında bölgedeki bir fabrikanın, oranın insanları, bir kısmı da devrimci olanları tarafından nasıl yağmalandığını, parçalarının sökülüp satıldığını, kadın erkek ilişkilerinin ne kadar yoz bir seyir izlediği yazılmıştı. Bir yandan Beyaz Orduya karşı savaşılırken bir yandan da devam eden hayatın ne kadar düzensiz, devrime asla yakışmayan bir hayat olduğunu, yaşanan gerçeklerle anlatmıştı. Rojava Devrimi buna benzer bir süreci yaşamadı ve kimseye de yaşatmadı. Belki ara yerde belli olumsuzluklar olmuştur, fakat FABRİKA türünden bir romana malzeme olacak olumsuzlukları hiç duymadık.

Diğer bir benzemeyen yanı da 20. yüzyılın devrimlerinde görülmemiş olan, Marks’ın sözünü etmiş olduğu: Devlet olmayan devlet yapısının oluşturulmasıdır. 20. yüzyılın devrimleri ile hiçbir benzerliği olmayan en önemli diğer bir yanı da siyaset baronları yetiştirmemesidir. Ya da yetiştirmiyor olmasıdır. 20. yüzyılın devrim liderleri, devrim liderinden sonra lider olanların da tümü ancak ölerek liderlikten ayrıldılar. Örneğin Sovyet devriminin lideri Lenin, Lenin’den sonra gelen Stalin ölerek liderlikten ayrıldılar. Sadece Kruşçev kongrede düşürüldü. Ondan sonra gelen Brejnev genel sekreter ve devlet başkanı olarak öldü.

Brejnev’den sonra sekreter olanların tümü ölerek ayrıldı. Gorbaçov da zaten SBKP (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) ile birlikte devrildi, siyaset sahnesinden silindi. Dimitrof, Mao, Enver Hoca vb. gibi bütün devrim liderleri ölünceye kadar orada kaldılar. Kuzey Suriye’de geçen günlerde seçimler yapıldı, PYD’nin Kongresi de toplandı. Rojava Devrimi’nin iki eş başkanı görevinden ayrıldı, yerlerini yeni yoldaşlarına bıraktılar. Siyaset baronu ya da baron siyasetçi yaratmadılar. 20. yüzyılın devrim mücadelesi gibi siyaset toramanları üretmediler. Rojava Devrimi’ni 20. yüzyılın devrimlerinden ayıran en önemli nedenlerden birisi de budur.

Partinin kendilerinden başka liderlik vasfı taşıyan devrimci lider yaratmıyormuş gibi bir konuma düşmediler. Tabi ki liderlik sadece parti yöneticiliği yapmak değildir. Örneğin APO’nun resmi ve fiili hiç bir görevi yoktur, ama evrensel boyutlu bir liderlik vasfı taşımaya devam ediyor. PYD’nin de liderliği konumundadır. PYD’nin eş başkanları değişti, fakat APO’nun rehberlik liderliği değişmedi. Tabi ki bu başka bir konumdur. Her insan için geçerli bir konum değildir. 20. yüzyıl devrimleri ile karşılaştırdığım Rojava Devrimi’nin yapısal özelliği fiili liderlik konusudur. Oturduğu sandalyeden kalmayan, oraya yapışan liderliktir. APO’nun öyle üzerine oturup kalkmadığı, herhangi bir fiili liderliği yoktur.

Rojava Devrimi’nin öncüsü PYD’nin toplamış olduğu kongre ve kongrede yapmış olduğu eş başkanlık değişimine rağmen APO’nun rehberlik liderliğine devam kararı çıkması dünya devrim mücadelesinde bir ilk oldu, ilk olduğu kadar da çok önemli bir katkıda bulunmuştur. Bununla beraber 21. yüzyıl devrimlerine de örnek teşkil edecek bir tutum sergilemiştir. Rojava Devrimi, Rojava’da doğup Suriye’ye doğru bir gelişim seyri izlerken de bulaşıcı bir devrim olduğunu, bulaşıcı yanının bir domino etkisi taşıdığını gösterdi. 20. yüzyılın devrimlerinden farklı bir yanı da: Olduğu gibi görülmesi, görüldüğü gibi de olmasıdır. Örneğin yönetiminde bir tek proletaryanın bile bulunmadığı devrimlerin kendilerini “proletarya devrimi” olarak lanse ettiği gibi kendine olmadığı bir paye vermedi.

Ne tek başına bir ulusun, ne de tek başına bir sınıfın devrimi değil, hem alanında bulunan bütün ulusların ve hem de ezilen bütün sınıf ve katmanların devrimi oldu. PYD, 20. yüzyılın öncü partilerinin yaptığı gibi bir sınıfa ya da ulusa fedailik yapmadı, APO’nun kuramında olduğu gibi herkesin kendinin fedailiğini, kendi çıkarının koruyuculuğunu yapması politikasını uyguladı. Ne bir sınıfa ve ne de bir ulusa: Ben sizin fedainizim, sizin fedailiğinizi yapacağım, sizin adınıza devrim gerçekleştireceğim demedi. PYD’yi kendi sınıf ya da ulus çıkarı için fedailik yapmak isteyenlerin gereksinim duyacağı devrimci bir aygıt, bir aracı olarak sundu. PYD kendi çıkarının fedailiğini yapmak isteyen fedailerin mücadele aracı haline getirildi.

Bu yapısal özelliğinden dolayı PYD siyaset baronlarına gereksinim duymadı. Kendi fedaisi olanların insan toplumunun mücadele aygıtı olarak yönetim mekanizması baron tipi lider değil, nöbet liderliği gibi bir kuruma dönüştü. Rojava Devrimi bu bağlamda da kendine has bir tüzel kişilik oluşturdu. Tabi ki aynı zamanda toplumsal ilerlemenin yepyeni bir lokomotifi işlevi gören aracı ya da mekanizmasını yaratmış oldu.

Tek ya da birkaç kafanın enerjisi ile işleyen bir aygıt değil, binlerce hatta milyonlarca beynin üretimi ile yolunu aydınlatan bir yapıya büyümesi söz konusu. Rojava Devrimi bir siyasal partiyi devrimin tek ve başlıca aygıtı ve tek egemen yapısı olarak şekillendirmedi. Komün meclisleri, kanton, bölge, semt vb. meclisleri, belediyeler yerel halk otoriteleri, otonom yapılar olarak inkişaf etti. 20, yüzyılın devrimlerinde olduğu gibi partiyi ve onun otoritesi yapıyı bütün üretim araçlarının, mülkiyetin ve üretim ilişkilerinin tek sahibi ve tek egemeni yapmadı. Ta başından mülkiyet sahipliliğine halkı getirdiği, mülkiyeti de, üretimi de, üretim ilişkilerini de halka devrettiği için tek parti egemenliği değil, halkın egemenliği etkin kılındı.

Her şey tek partinin denetiminde, her egemen söz de parti liderinin ağzından çıkan sözcükler olmadı. Her şey; meclisler, komünler, toplumsal mülkiyet yapılanmalarının denetiminde olduğu için hiçbir güç, söz konusu yapılara rağmen hort zortçuluk yapamıyor. Belediye başkanlarının, legal parti yöneticilerinin, demokratik kitle örgütlerinin tepesine partizanlar atanmıyor. Parti, Lenin’in deyimi ile “demir disiplinli, çelik çekirdek” olarak halkın tepesinde tepinmiyor.

Parti yönetimi belediye başkanlarına, belediye meclislerine rağmen savaş kararı almıyor, sokakları savaş alanına döndürmüyor, savaşı mahallenin, evlerin içine taşımıyor. Tabi ki PYD de savaş yönetiyor, hem de dünyanın en zor savaşlarından, dünyaya şayan bir savaşı başarı ile yönetiyor. Ama savaşla demokratik kurumları birbirine katıp, karıştırmıyor. Herkes kendi işini yapıyor. Savaşan savaş alanında, belediyeler kendi alanında sorumlu, otonom ve görevli. Savaşçılar istedi diye savaşı belediye yöneticilerine rağmen belediyenin sokaklarına, mahallelerine taşıyamazlar.

Belki PYD de demokratik mücadele sahası ile savaş sahasının koordinasyonunu sağlıyordur, ama savaş alanı ile barışçıl mücadele alanını birbirine karıştırmıyor. O nedenle de halkın nefretini kazanmıyor. Halkın desteği hiçbir zaman kafeste keklik değildir. SBKP gibi dünya devi bir parti bile dağıtılırken hiçbir üyesi desteklemedi. SBKP, Boris Yeltsin tarafından kapatıldığı zaman tam 18 milyon üyesi vardı, Sovyetler’i kurup 73 sene yönetmiş sözüm ona proletaryanın da tek bir partisi idi. Kapatılınca bir tek kişi bile sokağa inmedi, boykot, grev, protesto gibi bir eylemde bulunmadı.

Herkes olan biteni memnun ve mutlu gözlerle seyretti. Bütün geçmiş tarih, yaşanmış olan gerçekler 21. yüzyılın devrim mücadelesi, örgütsel yapılanması, demokratik mücadele anlayışı, ideolojik, teorik üretim tarzı, kuramsal anlayışı vb. gibi tüm yanları ile 20. yüzyılın devrimci modelinden kopulmasına ve yepyeni bir modelin yaratılmasına işaret ediyor… 20. yüzyılın devrimleri çöküp, bütün sonuçları ile ortadan kalkınca toplumsal ilerlemenin devrim kanadında çok önemli bir boşluk oluştu. Her konuda olduğu gibi doğanın diyalektiği devrim mücadelesinin yaşamış olduğu boşluk konusunda da boşluk tanımadı, oluşmuş olan boşluğu Rojava Devrimi ile doldurdu. Hayatın bir gerçekliği olarak da prototip bazında Rojava Devrimi ve süreç içerisinde onun yaratmış olduğu toplumsal yapılanma ortaya çıktı.

Rojava Devrimi kuşkusuz, kendini mükemmelleştirmek için daha çok mesafe kat edecektir. Kat edeceği mesafeleri bugüne kadar olduğu gibi, Goethe’nin deyimi ile “hayatın yemyeşil canlılığı” ile yaşayacaktır. Liderlik anlayışında da, yol yordam, yöntem, özel, tüzel yapı anlayışında da 20. yüzyılın bütün tözlerini aşarak, “mümkün olan başka bir dünyanın” mimarı olacaktır. Kürt ulusu da dünyanın başat ulusları arasındaki mümtaz yerini alacaktır. Peki Erdoğan ne olacak? Onu da başka bir yazıda yazacağım.

Teslim TÖRE
1 Ekim 2017