406AE3D7-DD5A-482C-B85D-8A50B7CBAC91Gerçekte böyle bir şey var mıdır? Ne demektir “toprak bütünlüğü” ?

“Bütünlük” neye göre belirlenir; yüz ölçümüne, metrekaresine göre mi? Toprak kaç dönümden az olursa “bütünlüğü” bozulmuş olur. Bütünlük, nehirlerle, denizlerle mi; yoksa dağlarla çöllerle mi sınırlanır? “Vatan bir bütündür, parçalanamaz!” Peki “vatan”ın “sınırları” neye göre belirlenir? Kanla mı?

Bir dağın yarısı bir devlette, öbür tarafı başka bir devletteyken “dağın bütünlüğü” bozulur mu? Bir nehir doğduğu yerde ayrı bir devlette olup denize dökülünceye kadar beş ayrı devletten daha geçerse “nehrin bütünlüğü” bozulur mu? “Nehir” kimin nehridir?

Örneğin bir toprağın yarısı başka birisinin elinde olunca toprağın diğer yarısı küsüp ürün falan vermez mi olur? Nerden gelir bu “toprak bütünlüğü” kaygısı. Örneğin bir toplum “biz ayrı yaşamak istiyoruz” dediğinde üzerinde yaşadığı toprağı torlayıp toplayıp uzaya mı götürüyor ki “toprak bütünlüğü” bozulmuş oluyor? Her şey yine coğrafik olarak aynı yerde kalmıyor mu?

“Denizlerin bütünlüğü”, “okyanusların bütünlüğü” diye bir kaygı da var mıdır ? Hava bütünlüğü? Artık “hava sahası” diye bir şey daha var; kimin füze-radar sistemleri güçlüyse havanın bütünlük(?) ölçüsünü de o belirliyor olmalı…

Gerçekte “toprak bütünlüğü” diye ber şey yoktur. Kastedilen şey aslında “TESCİLLENMİŞ İKTİDAR ALANI”dır. Bu iktidar alanlarının çoğunlukla adaletle değil zorbalıkla, zulümle elde eldiğini, genişletildiğini, daraltıldığını veya sürdürüldüğünü biliyoruz. Bunun bir başka adı “TOPRAK MÜLKİYETİ” dir, o mülkiyetin zorbalıkla elde edilmesi, zorbalıkla korunması…

Biz insanlar zaten üzerinde fütürsuz ve öngörüsüzce debelene debelene dünyanın coğrafik istikrarını yok etmiş durumdayız. “Toprak kavgası”, “iktidar alanı savaşları” derken ysırf son 50 yılda yeryüzünde 300 BİN KADAR bitki ve hayvan türünü yok etmişiz. Tabi hiçbirin “hani bizim vatanımız”, “hani yaşama alanlarımız!” diye ağlayacak sesleri, tehdit edecek askeri güçleri yoktu.

Neyse uzatmayayım…

Mesele “toprak bütünlüğü” ve şuraya buraya “mülki, idari, askeri” yeni sınırlar koyup onun üzerinden dünyayı birbirimize zehir etmek değildir. Mesele Dünya dediğimiz bu gezeğen üzerinde her tür için, her canlı için yaşamın ASIL olduğu, uyum ve BARIŞIN esas olduğu, ÖZGÜRLÜĞÜN, ADALETİN, birbirinin HAKLARINA SAYGI’nın esas olduğu bir toplumsal-siyasi sistem KURMAKTIR.

Sonuç:

Bir halkın kendi geleceğine kendisinin karar vermesi; kendisinin nasıl yönetileceleğine dair iradesini ortaya koyması; hiçbir toprağın, hiçbir dağın, hiç bir nehrin, hiç bir gölün, hiçbir çölün, hiç bir denizin, hiçbir rüzgarın bütünlüğünü bozmaz!

Rahat olun…