Görevden alındıktan sonra tutuklanan ve 43 gün tutukluluğun ardından kısa süre önce tahliye olan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk, HDP’nin grup toplantısında konuştu. Türk, “Şiddet özgürlük talebini susturamaz” dedi. HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise referandum için yürüttükleri ‘Hayır’ kampanyasına ilişkin “Cemrenin üçüncüsü Nisan’ın 16’sında düşecek. Bunu başarmak hepimizin elinde. Buna çalışırsak baharın gelişini 16 Nisan’da kutlayacağız” dedi.

img_2155
Eş başkanları tutuklu olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Meclis grup toplantısında HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder konuştu.

Önder, sözü Dünya Anadil Günü dolaysıyla 43 gün tutukluluğun ardından kısa süre önce tahliye olan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk’e bıraktı.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyenlerin de katıldığı grup toplantısında konuşan Türk, şunları söyledi:

Umuyorum ki bütün dünya dilleri özgürlüklerine kavuşur ve gönül rahatlığıyla bu günü kutlarız. Buradan sayın genel başkanlarımız diyemiyorum. Genel başkanlarımız bugün zindanda. Bugün buradan selam ve saygılarımı gönderiyorum. Biz tabi ki bunları çok yaşadık. 80’lerde, 94’te yaşadık. Şiddet politikalarının özgürlük talebi olanları susturmadığını biliyoruz, bilmeye de devam edeceğiz.

Biz her zaman sorunların demokratik zeminde tartışılarak çözüleceğine inandık. Bu inancımızı bütün olumsuzluklara rağmen muhafaza ediyoruz. Halkın iradesi ile seçilmiş belediye başkanlarımızın yer halkın arasıdır, halka hizmet etmektir. Bu zeminde konuşarak, sorunlara çözüm bulacağımıza inanıyoruz.

Bu coğrafyada Kürtler demokratik özgür gelecek için mücadele ediyor. Kürtler özgürleşmeden Ortadoğu özgürleşemez. Ancak bunu da çok iyi biliyoruz ki; Kürtleri potansiyel bir tehlike olarak gören bir zihniyet var. Bugün çektiğimiz acıların sebebi bu çünkü Kürtler demokratik bir geleceği yaratacak bilgi ve birikime sahiptir. Bu nedenle Kürtler bugün hedeftir. Barışın yolu demokratik zeminde diyalog oluşturarak, tartışarak, ortak akılla sorunlara çözüm bularak, geleceğimizi ve bu bölgenin barışı sağlayabiliriz.

Şartlar ne olursa olsun, çözüm diyalog ve barıştan başka bir seçenek yok. Şiddet politikaları ile halklar susturulmaya çalışıldı. Bugün de birçok akademisyenimiz burada, vicdan sahibi oldukları için ihraç edilmiş durumdalar. Biliyoruz ki tek seçenek barıştır. Demokratik bir geleceği hedefliyorsak birlikte barış için birlikte yüksek sesle bağıralım ve bunun mücadelesini verelim.

Türk’ün konuşmasının ardından tekrar söz alan HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Hükümetle görüşüyorlar” iddialarına cevap verdi. Önder, “Muhalefete yakın araştırma şirketi sahibi olan zevat, muhalefetten milletvekillerinin ağızlarını açıyorlar Kürtlerin hükümetle anlaşma halinde olduklarını söylüyorlar. İçinde benim de adım geçiyor. Başbakan Yıldırım ile görüşmüşüm külliyen yalan. Bir görüşme de yok teşebbüs de yok. El altında sanki görüşülüyormuş gibi propagandası bu halkın süzgecinden geçmez. Çağrımız var ama ortada böyle bir diyalog ve müzakere yok” dedi.

KHK ile ihraç edilen akademisyenlerin durumuna dikkat çeken Önder bu konuda ise şu değerlendirmede bulundu:

Bilime aydınlık geleceklere böylesi bir husumet bu ülkenin tarihi ile eş zamanlı hiçbir gün eksilmemiş artarak bugüne kadar devam etmiş. Adalet ve özgürlüğü talep etmekten başka suçu olmayan akademisyenlerin cübbelerini çamura buladınız ama o cübbeler barış bayrağı olacak.

Buradan muhterem İbiş’e seslenmek istiyorum. Sayın İbiş herkes kenara çekilir bu işin vebali senin omuzlarında kalır. Adalet belki geç tecelli eder ama mutlaka tecelli eder. Çıkın ya yaptığınızı savunun ya da sizin üstünüze bu sorumluluğu ihale etmelerine bir tepki verin biz de insan olduğunuzu anlayalım.

Ablukanın sürdüğü Koruköy’deki duruma dair de konuşan Önder şöyle devam etti:

Nusaybin’de bir köy kaç gündür kuşatma altında. Milletvekillerimiz, insan hakları örgütlerinin temsilcileri gidiyor hiç kimsenin geçişine izin verilmiyor. Bu memlekette demokrasinin barış mücadelesinden ayrı düşmeyeceğini herkes bilmelidir. Oranın akıbeti hakkında hiçbir açıklama yapılmasına itiraz etmezseniz Alman papazın durumuna düşersiniz. Onun için herkesin her konuda hesap sorucu ve denetleyici olması lazım. Kürtlere siz kendi kaderinizle haşır olun, onunla uğraşmayın ve mümkünse referandum alanlarında görünmeyin diyorlar. Bu kabul edilemez mücadelemiz bu zulme olduğu kadar bu yok sayan anlayışa karşı da devam edecektir.

Önder tutuklu milletvekillerinin durumuna ilişkin ise şunları söyledi:

Ferhat Encu ve İdris Baluken vekillerimiz tahliye edildi. Onlarla ilgili tutuklu kalmasına gerek yoktur hükmü veren mahkemeler oy birliği ile karar verdi. Şimdi CMK’nin 267’inci maddelerinde bu Salı verilmeye ve tutukluluğa itiraz ediş biçimleri gayet nettir. Bunların içinde mahkemenin tahliye ettiği vekillerimize, tahliye kararlarına itiraz etmek savcının görev ve sorumlulukları arasında sayılmamıştır. Başka bir mahkemenin de bunu gündemine alıp değerlendirmeye hakkı yoktur. Yapılan işlem tamamen hukuksuzdur, bu kararlar da nasıl bir siyasi mekanizma ile çalıştığının göstergesidir. Ondan sonra ‘mahkemelere güvenin, gelin ifadenizi verin’ diyorlar. Bu hukuksuzluğa alet olmayı ret ediyoruz.

Buradan bütün kamuoyuna açıkla belirtmek istiyorum; mahkemeye her çıkan milletvekilimizin de ilk talebi bu usulsüz sürecin durdurulmasıydı. Bu talebimiz ret ediliyor. Dosyaların içeriğinde şiddeti teşvik etmek gibi hiçbir şey yok. Sizin verdiği vekaletle biz bu yürütmeyi denetlemişiz. Bize bunu niye söylediniz diye bize mahkemeleri gösteriyorlar.

Bir ülke her şeyini yitirebilir. Bir yitip giden canlarını bir de adalet kaybolduğunda bunu yerine koyamaz. AYM diye bir mahkeme var. AYM Twitter yasağında 8 günde karar verdi. Bir haberleşme özgürlüğü meselesiydi ve verilen karardı. Peki bu ülkede halkın kendisini temsil etme iradesi 100 günü aşkındır, ipotek altında, rehindir. AYM elzem olarak neyi görüyor ki bu konuda harekete geçsin. Cezaevindeki arkadaşlarımızın canlarına bir tehdit yönelmesini mi bekliyorlar. AYM’ye yüksek yargıya sesleniyorum, bizim isteğimizde gayri meşru bir şey yok, adalete uygun davranın yeter. Bunda yasa dışı olan hiçbir şey yoktur. En temel hakkımız, adaleti istiyoruz. Kimsenin merhametine ihtiyacımız yok.

Gelinen nokta Emevi Camii’nde Cuma namazı kılma hevesi ile başlayan ama Kocatepe’de cenaze namazı kılmakla finallendi. Siz akademisyeninden, öğrencisine, askerinden gerillasına başlatıcısı olmadıkları bir savaşta kurban veriyorsunuz ama olan bu ülkenin geleceğine oluyor. Giden ortak yaşam umudumuz, ortak vatan beklentimizdir. Niye sizin hurafeleriniz yüzünden. Bugün Rojava’da etnik temizlik yapıldığını iddia edilenler, hiçbir şekilde buranın gerçekliğine denk gelecek bir pratiği yapmıyorlar. Sadece kayyımla bir seçimi iptal ettirip göreve gelen birinin yaptıkları ortada. Kürt illerinde yapılacak ilk iş Kürtçe tabelaları, Kürtçe hizmeti iptal ettirmek olur mu? Ondan sonra Kürt muhafazakârdan oy isteyeceklermiş, bula bula bu aklı bulmuşlar sanki Kürt muhafazakârı izzet yoksunu gibiymiş Kürt muhafazakarlara da en büyük haksızlığı yaptıklarının farkında olmadan bir cin fikir bulmuşlar.

Önder referanduma ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

Cemrenin üçüncüsü Nisan’ın 16’sında düşecek. Bunu başarmak hepimizin elinde. Buna çalışırsak baharın gelişini 16 Nisan’da kutlayacağız.

Kaynak: Karınca.