İSTANBUL – Ressam Gülizar Kılıç, göçün kadın ve çocuk halini fırçasıyla tuvaline resmediyor. Kafkasya’dan, Kobanê’ye göç etmek zorunda bırakılan kadınlar ve çocukları anlattığı sergisi geçtiğimiz günlerde açılan Gülizar’ı göç hikayelerine odaklanmaya iten ise doğup büyüdüğü Eskişehir’de kullanılan bir deyim: “Ne bakıyorsunuz Kürt göçümü var?”

Kadın ve göç hikayelerini tuvaline yansıtan Ressam Gülizar Kılıç’ın resim sergisi geçtiğimiz günlerde Maltepe Belediyesi sergi salonunda açıldı. OHAL’in insanlar üzerinde yarattığı korkudan ötürü sanata olan ilgisizlikten şikayet eden Gülizar’ın sergisine ilgi yoğun oldu. Özellikle genç kadınların ve çocukların ilgisiyle karşılaşan Gülizar, yolu tesadüfen sergiden geçenlerin de tabloları gördüğünde gözyaşlarına boğulduğunu anlattı. Kafkasya’dan, Kobenê’ye kadar tel örgülerin ardına saklanmış binlerce kadının öyküsünü tuvale döken ve kadın fırçasıyla nasıl renklendirilebileceğini sanatseverlere gösteren Gülizar’ın tuvalinden yansıyanlar bundan sonrada sanatseverlerle birlikte olacak.

 

guli

‘Ne bakıyorsunuz, Kürt göçü mü var?’ın hikayesi

Gazete Şûjin’i ziyaret eden Gülizar ile resimlerini ve kaçınılmaz olarak çizimlerinde yoğunca işlediği kadınlar ve politika üzerine sohbet ettik. Eskişehirli olan Gülizar kamu emekçisi olarak uzun yıllar Ankara’da Meclis’te çalıştıktan sonra emekli olmuş. Göç hikayelerine çocukluğundan itibaren yaşadığı mahallede ve kentte gözlem yaparak merak saldığını anlatan Gülizar, çocukluğunda işten kaçanlar için söylenen ‘Ne bakıyorsun Kürt göçü mü var?’ deyiminin bu merakı artırdığından söz ediyor.

Gülizar bu deyimin hikayesini ise şöyle anlatıyor: “Eskişehir’de her milletten insan var tıpkı Anadolu gibi. Kürtlerden başka herkes var. Kürtler azınlıkta, orada çok azlar. Onların bir köyleri yok. Onları hep parçalamışlar, her köye bir aile vermişler, onlar da diğerlerinin içerisin de diğer milletlerin içerisin de erimiş asimilasyona uğramışlar. Anımsadığım, Sadece küçücük bir köy vardı Ankara asfaltına yakın, çok azlardı. Çok güzel düğünleri olurdu, ben çocukken. Oralarda yaşayan insanlar arasında İşten kaytaranlara söylenen bir deyim vardı; ‘Ne bakıyorsun Kürt göçümü geçiyor?’ Çünkü çok renkli, çok eğlenceli insanların yaşadığı bir yerdi etkileyiciydi. O yüzden çok etkiliyordu beni. Yani ‘Bu ne bakıyorsun kürt göçümü var’ çok meraklandırırdı beni.”

‘Kendi evimde bir atölye kurdum’

Öğrencilik yıllarında resme ilgi duyan ve çalıştığı dönemlerde bir profesörden resim dersleri aldığını aktaran Gülizar, Meclis’teki işinde bile toplantı sırasında resim çizdiğini söylüyor. 16 yıldır tüm zamanını çizime ayırdığını dile getiren Gülizar, “Sergiler açmaya başladım. Çok sergi açtım 13/14 tane kişisel sergi açtım. Sayısız karma sergilere katıldım, ödüller aldım, birincilik aldım, başarı ödülü mansiyon sergileme gibi ciddi kurumlardan ödüller aldım. Şefik Bursalı yarışmaları oluyordu kültür Bakanlığı’nda oradan o yarışmalardan ödül aldım. Onlar tabi tartışılabilir ama, benim gibi insanları motive ettiği daha çok kamçıladığı daha çok çalışmaya ittiği bir şey. Beni de kamçıladı, daha çok çalışmaya başladım. Şimdi evim de bir atölye kurdum orada çalışıyorum” diyor.

‘Kobanê ve Şengal’deki insanlık suçunu işlemek istedim’

“Ben daha çok sosyal projelere önem veriyorum” diyen Gülizar, yaşamındaki bam tellerini açıklarken şunları dile getiriyor: “Toplumda yaralarımız var, onarılmayan iyileştirilmeyen yaralar; onlar beni çok ilgilendiriyor. Onlar üzerinde yoğunlaşıyorum. Savaşa karşıyım barışı savunuyorum her koşulda, göç beni çok ilgilendiriyor, çocuk evlilikler beni çok ilgilendiriyor, sansür beni çok ilgilendiriyor. Picasso savaşı anlatırken bir tablosu ile bütün dünyaya ölümsüz bir eser bıraktı. Bütün dünyaya, orada neler olduğunu anlattı. Picasso bedelini ödedi, ölünceye kadar onu Amerika’ya sokmadılar ve cezalar acılar çekti ama bildiği yoldan şaşmadı. O bize idol olabildi. Neruda ‘sokaklar kan’ şiirini yazarak muhalifliğini gösterdi. Çağımıza tanıklık ediyoruz. Yanlış şeylere de muhalefet ediyoruz, etmek zorundayız. Kobanê, Şengal’de bir insanlık suçu işlendi. O suçu da ben elimden geldiği kadar göz önüne çıkarmaya çalıştım.”

‘Acıların, dramların hepsi beni ilgilendiriyor’

Resimlerine işlediği göçlerin kendisinde yarattığı hisleri anlatan Gülizar, konuşurken ara ara uzaklara dalıyor ve kesik cümlelerle şunları dile getiriyor: “Ne kadar rahat olsalar da geldikleri yerde hep o bıraktıkları şeyleri özlerlerdi, oranın öykülerini anlatırlardı. Onlar tabi beni çok derinden etkiliyordu. Nasıl söyleyeyim, o göçmenler hep geldikleri yeri anlattıkları için geliş hikâyeleri beni ilgilendirdi. Resimlerimde de onlar var zaten. Halepçe’den, son olaylardan göçleri resimlerime taşıdım. Sadece o değil tabi, şimdi bir savaş var. Bir acı var, dünyanın neresinde olursa olsun o acı eğer ben insanım diyorsam, vicdanım varsa beni ilgilendirir. Ben sanatçıyım dünyaya evrensel bakıyorum. Dünyadaki her şey beni ilgilendiriyor. Orada acılar, dram var. O dram beni nasıl ilgilendirmez?”

‘Bir kadın kendi ailesini gördüğünü söyledi’

Sergisine olan ilginin kendisini de şaşırttığını anlatan ve Gülizar, tesadüfen yolu düşen ya da sergiyi görmek için gelen bazı kadınların gördükleri karşısında bazen ağladıklarını söylüyor. Bir kadının sergi sırasında ilk defa karşılaşmışçasına ağladığını söyleyen Gülizar, “Kadın Aleviydi ve Alevilerin katledildiği zamana ait bir tabloyu gördüğünde ağladığını söyledi. Kadını teselli ettim sarıldım, tabi üzülsem de, mutlu da oldum. Ağlamasına değil ama kendisinden bir parça bulmasına sevindim. Demek ki yansıtabilmişim diye sevindim. Kalıcı oldu yani benim için” diye belirtiyor.

‘Savaşlar kadın ve çocukların üzerinden yürüyor’

Tablolarına sadece kadın ve çocukları işleyen Gülizar’a “Neden?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap ise şöyle oluyor: “Birincisi; ben bir kadınım biraz önce vicdan dan söz ettik. Benim de çocuklarım var. Şimdi savaşın en çok mağdurları çocuklar ve kadınlar bildiğiniz gibi. En çok onlar mağdur oluyorlar. Tabi ki erkekler de mağdur oluyorlar savaş karşıtı olan bütün erkekler de mağdur oluyor. Savaş kötü bir şey bu beni çok ilgilendiriyor. Ben çok karşıyım savaşa. İster benim cinsim olsun ister olmasın ezilenleri tabi ki de resmetmek istiyorum. Tabi ki en çok mağdur kadınlar ve çocuklar üzerinden yürütüyorlar savaşı. Êzidî kadınların dramını sizler de okumuşsunuzdur, izlemişsinizdir, dünya izledi, televizyonlarda da her yer de izledik. İnsan olan herkes hele de kadın ise çok rahat görebilir, olanları, üzüntü duyabilir. Onun için savaşın en mağdur kesimi kadınlar ve çocuklar.”